Tip 1 Ağız Kokusu
Ağız kokusu (halitosis), çoğunlukla ağız içi kaynaklı (Tip 1) olup temel olarak uçucu sülfür bileşikleri, azotlu bileşikler ve organik gazların bakteriyel yollarla üretimine bağlıdır. Bu bileşiklerin oluşumu; dil sırtı, diş eti oluğu ve diğer oral girintilerde ve pürüzlü yüzeylerde yerleşik olan proteolitik anaerob bakterilerin aktivitesiyle yakından ilişkilidir. Ağız kokusunun şiddetini belirleyen ana faktörlerden biri ise tükürük miktarı, yapısı ve akıcılığıdır.
Tükürüğün Koruyucu Rolü
Tükürük; mekanik temizleme, antibakteriyel peptitler (lizozim, laktoferrin, peroksidaz sistemi), tamponlama kapasitesi ve oral yüzeylerin sürekli yıkanması yoluyla ağız kokusuna karşı güçlü bir savunma sağlar. Tükürük akışının azalması (xerostomia), protein artıklarının oral yüzeylerde birikmesine ve anaerob bakterilerin bu substratları kötü kokulu gazlara dönüştürmesine zemin hazırlar [Rosenberg, 1996; Sreebny, 1997].
Bu nedenle ağzın kuruması, halitosisin en güçlü başlatıcı ve kolaylaştırıcı faktörlerinden biri olarak kabul edilmektedir.
Alkollü Gargaranın Etkisi
Alkol (çoğunlukla etanol), birçok ticari ağız gargarasında çözücü ve antiseptik bileşen olarak yer almaktadır. Ancak etanolün oral mukozada dehidratasyona yol açtığı, epitel yüzeyden su kaybını artırdığı bilinmektedir. Ayrıca sensor seviyesinde algıyı değiştirerek bireyin ağzını daha kuru hissetmesine de neden olur [Addy, 2008].
Alkollü gargaraların kısa süreli kullanımda ferahlatıcı bir his ve geçici koku maskelenmesi sağladığı doğru olmakla birlikte, bu etki genellikle kozmetik ve kısa sürelidir. Etanolün volatil olması nedeniyle ağızdan hızla uzaklaşması, ardından mukozal kuruluk ve azalmış tükürük akışı ile sonuçlanabilmektedir.
Alkol – Ağız Kuruluğu – Ağız Kokusu İlişkisi

Ağız kuruluğu ile halitosis arasındaki ilişki literatürde net biçimde ortaya konmuştur. Sreebny ve Schwartz, ağız kuruluğuna yol açan ilaç ve kimyasalları sınıflandırdıkları çalışmalarında alkolü açıkça “ağız kuruluğu yapan ajanlar” arasında listelemişlerdir [Sreebny, 1997]. Aynı çalışmada düşük tükürük akışının ağız kokusu gelişimi için kritik bir risk faktörü olduğu vurgulanmıştır.
Rosenberg’in klasik çalışmaları, düşük salya bulunması durumlarında ağızda kükürtlü gaz üretiminin anlamlı derecede arttığını ve ağız kokusunun şiddetlendiğini göstermiştir [Rosenberg, 1996]. Bu bağlamda alkol içeren gargaralar, dolaylı fakat güçlü bir mekanizma ile ağız kokusunu başlatabilir veya kötüleştirebilir.
Oral Mikroflora Üzerindeki Etkiler
Alkollü gargaraların non-selektif antimikrobiyal etkileri, kısa vadede bakteri yükünü azaltıyor gibi görünse de uzun vadede oral mikrobiyal dengenin bozulmasına yol açabilir. Addy, alkol içeren ağız bakım ürünlerinin bazı oral mikroorganizmaları da baskılayabileceğini ve bunun istenmeyen klinik sonuçlar doğurabileceğini belirtmiştir [Addy, 2008].
Mikrobiyal dengenin bozulması, proteolitik ve sülfür üreten türlerin göreceli üstünlük kazanmasına yol açabilir. Bu durum, ağız kokusunun kronikleşmesine katkıda bulunabilecek bir başka mekanizmadır.
Ayrıca alkolik fermentasyon yapan bakteri aileleri (Bacteroides) tarafından karbon kaynağı olarak kullanılabilir ve bazı bakterilerin çoğalmasını destekleyebilir. Örneğin
Bacteroides grubu bakterileri üretmek için mikrobiyoloji laboratruarlşarında bu bakterinin eklileceği besi yerine litreye 1 gram phenyl etil alkol ilave edilmektedir. Bu bilgi bize alkolün antibakteriyel olarak uygunsuz bir materyal olduğunu işaret eder.
Klinik ve Pratik Yansımalar

McCullough ve Farah, ağız kokusu tedavisine yönelik derlemelerinde alkol içeren gargaraların bu amaçla ilk tercih olmaması gerektiğini, özellikle kronik ağız kokusu olan bireylerde alkolsüz, çinko içeren veya hedefe yönelik formülasyonların daha uygun olduğunu vurgulamışlardır [McCullough, 2008; Aydin M, 2023]. Alkollü gargaralar ağız kokusunu artırabilmektedir. Ağız kokusunu engellemesi amacı ile yapısına çinko ilave edilmiş ama alkol de ilave edilmiş ağız kokusu gargaraları başarılı bulunmamıştır. Çinkonun ağız kokusunu engelleyici etkisine rağmen gargaranın yapısındaki alkol ağız kokusu engelleme görevini gerçekleştirememektedir [Aydin M, 2023]
Klinik gözlemler de, düzenli alkollü gargara kullanan bazı bireylerde ağız kokusunun zamanla arttığını veya gargara bırakıldığında belirgin hale geldiğini göstermektedir. Bu durum, alkolün maskeleyici etkisinin ortadan kalkmasıyla birlikte altta yatan ağız kuruluğu ve bozulan mikrobiyal dengenin açığa çıkması şeklinde yorumlanabilir.
Değerlendirme
Mevcut bilimsel veriler ışığında şu sonuç çıkarılabilir:
Alkollü ağız gargaralar ağız kuruluğu oluşturarak, tükürüğün koruyucu etkisini azaltarak ve oral mikrobiyal dengeyi bozarak ağız kokusunu başlatan veya şiddetlendiren bir zemin oluşturabilirler. Bu etki özellikle ağız kokusu bulunan, tükürük akışı zaten sınırlı olan bireylerde daha belirgin olabilir.
Bu nedenle alkollü gargaraların, ağız kokusu tedavisinde rutin ve uzun süreli kullanım için uygun olmadığı; daha çok kısa süreli antiseptik veya kozmetik amaçlarla sınırlı kalması gerektiği söylenebilir.